GÜNLÜK GAZETE
SOHBET BÖLÜMÜ
GENEL KURUL TOPLANTILARI

Güner Yalçın

Güner Yalçın
guneryalcin@gmail.com
ANADOLU'NUN SESİ
03/06/2011

          Baharın çıldırmışlığı içinde yemyeşil dağları, tepeleri, yamaçları aştılar; özgürce çağıldamalarının son demlerini yaşayan ırmakların, derelerin eşsiz ezgilerini dinleye dinleye yürüdüler; köylerden, kasabalardan, kentlerden geçtiler; geçerken ora insanlarıyla kucaklaştılar; onların yüreklerinin derinliklerinden gelen sevgilerini, desteklerini gördüler; aşlarını, ekmeklerini bölüştüler. Yürüdüler, yürüdüler, yürüdüler... Yoruldular ama yollar boyunca gördükleri ilgiler, yorgunluklarını alıp götürdü. Her yeni gün onları daha da umutlandırdı, dinçleştirdi, kanlı canlı kıldı...

          Bu yürüyüşün amacı iki sözcüklüydü: "Anadolu'yu Vermeyeceğiz!"

          Onlar, Anadolu'da yaşıyordu; binlerce yıldır Anadolu'nun taşıyla toprağıyla, suyuyla, ormanıyla, bitkisiyle, hayvanıyla, börtü böceğiyle iç içeydi, kucak kucağaydı. Onlar, bunlarla da yetinmemiş, tarihsel biriktirimleriyle bu güzelliklere yeni güzellikler katmış, eşsiz Anadolu uygarlıklarını oluşturmuştu. Ama şimdi tüm bunlar yavaş yavaş kayıyordu ellerinden. Dağları, yaylaları maden şirketlerince parsellenmişti çoktandır, delik deşik ediliyordu. Ormanları bölge bölge, parça parça doğranıyordu. Ekip biçtiği verimli topraklar verimsizleşmeye başlamıştı; kendi yetiştirdiği tohumu kendi toprağına ekemiyor, kimyasalı bol, özü zararlı yabancı tohumu ekmek zorunda kalıyordu; ya da kimi ürünü hiç ekemiyordu. Ya yasak, ya sınırlama koymuşlardı yerli ve yabancı kimi efendiler!... O on binlerce yılın verimli toprakları, artık Anadolu insanını doyuramaz duruma gelmekteydi.

          Ama bir şeyi eksik bırakmışlardı bu efendiler. Akarsuların, ırmakların, derelerin de "gereği düşünülmeliydi!" Çünkü su çok iyi bir "rant" alanıydı onlara göre. Suyun kullanım hakkını bir ele geçirdin mi, artık sana "karada ölüm yoktu"; suyu içme, kullanma, sulama amaçlı sat; enerji üretme gerekçesiyle istediğin yöne evir çevir... Anadolu insanı on binlerce yıldır kullandığı kendi öz malı olan sulardan yoksun kalacakmış; Anadolu'nun ağacı, bitkisi, çiçeği, böceği, hayvanı susuzluktan ölüp gidecekmiş; binlerce yılda oluşan uygarlıklar sönükleşecekmiş, önemli mi? Toprağa su akacağına, kendi keselerine su gibi para aksın, yeter!...

           Oysa Anadolu'da her şey sulara göre düzenlenmemiş miydi? Oradaki yaşamın ana kaynağını sular oluşturmuyor muydu? Anadolu uygarlıkları bir bakıma da "Su uygarlıkları" sayılmaz mıydı? Büyük kentler, önemli yerleşim yerleri, tarihsel kalıntı alanları, verimli ve doyurgan topraklar, hep sularla iç içe değil miydi? Sular olmasaydı bunlar hiç oluşabilir miydi? Şimdi bu sular da kopartılmak isteniyordu asıl sahiplerinden...

          İşte bunun için, bu acımasızlıklara dur demek için yollara dökülmüşlerdi suların asıl sahipleri. Onlar için artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Onlar kendi yörelerinde; Artvin'de, Meydancık'ta, Papart'ta, Zeytinlik'te, Sarıbudak'ta, Irmaklar'da, Hasankeyf'te, İspir'de, Tortum'da, Rize'de, İyidere'de, İkizdere'de, Fırtına Deresi'nde, Senoz'da, Yuvarlakçay'da, Alakır'da, Bergama'da, Uzundere'de, Solaklı'da, Dibek'te, Uzuntarla'da, Halfeti'de, Loç Vadisi'nde... ve daha nice yerde, çeşitli etkinliklerle seslerini duyurmaya çalışmışlar; tüm yargı yollarını devreye sokmuşlar, çalmadık kapı bırakmamışlar. Ama ilgililer ve yetkililer, hiç aldırış etmemişler, hatta kimi yerde daha sert davranışlar sergilemişler. Bu kez, seslerini daha yakından duyurabilmek amacıyla, ülkenin dört bir yanından, zorlu ve uzun bir yürüyüşle Başkent'e akmayı göze almışlar. Ne var ki Ankara yakınlarında yolları kesilmiş; "Ankara'ya giriş herkese serbest, size yasak!..." denmiş. Amaçları yalnızca en yetkili ve etkili kişilerle ve kurumlarla görüşmek, konuşmak. Ama yasak, yasak, yasak...

          İşte size, son günlerde kimi yetkililerin dillerinden düşürmediği "ileri demokrasi"nin çok ileri bir uygulaması!...

          Sayın yetkili ve ilgililer; 40 gün 40 gece süren bu yürüyüşü, bu yürüyüşün ne amaçla yapıldığını sağır sultanlar duydu da sizler mi duymadınız? Bu insanlar, işlerini güçlerini bırakarak, çoluk çocuklarından, evlerinden barklarından ayrılarak, maksat spor olsun diye mi böylesine sıkıntılı bir yürüyüşü göze aldılar? Bunu keyif için mi yaptılar? Sulara göz koyan, onlardan rant elde etmek isteyen bir avuç çıkarcıyı dinliyorsunuz da Anadolu'daki on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insanlar adına bu uzun yürüyüşü gerçekleştirenleri niçin dinlemiyorsunuz? Pek çoğunuz, belki de tümünüz onların geldikleri yörelerden gelmediniz mi buralara, bu görevlere? Sizin de bir yanınız hep Anadolu değil mi? Sizin de o yörelerde eviniz barkınız, bağınız bostanınız, suyunuz ya da bir yakınız yok mu? Onların hiç hatırı yok mu?

          Lütfen, Anadolu'nun sesine kulak verin!...

                                                                                Güner YALÇIN


                                                                          guneryalcin@gmail.com

 



4610 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret124118

Hava Durumu
Saat